Bugünlerde, bir yandan gerek sakatlıklar yüzünden gerekse gösterdikleri müthiş
performansla, ilk onbirimizi zapt eden ve performanslarıyla gözlerimizi
kamaştıran gençleri ve onlara gerek saha içinde gerekse saha dışında liderlik
eden tecrübeli futbolcularımızı, bir yandan da yavaş yavaş iyileşerek takıma
girmeye başlayan, kadronun omurgasında yer alacak ve gençleri iyi yönlendirecek
kalitedeki yabancı futbolcularımızı gördükçe insanın 2000 yılındaki başarıyı
tekrar yaşama ümidini güçlendirmemesi elinde değil.
1992'den başlayarak yavaş yavaş yapılan projeler ve atılan adımlarla beraber
1996'da tam anlamıyla kabuk değiştiren bir takım ve o seneden itibaren Türkiye
Liglerinde kazanmadık kupa bırakmamanın yanında, Avrupa'da da her sene kendisini
geliştirerek kazanılan Uefa Kupası şampiyonluğu, Uefa Süper Kupası ve
Şampiyonlar Liginde üst turlarda mücadele etme gibi başarılar sağlayan ve
adlarını tarihe altın harflerle yazdıran gerek futbolcular gerek teknik kadro ve
gerek yönetim ile idari heyet.
İşte bu bağlamda şahsımız adına biz o ışıltıyı bu takımda da görmeye başladık.
Doğru transfer hamleleri yapan ve her ne kadar geç olsada zor bir projeyi hayata
geçiren, 2009 yılında Türkiye'nin ve Avrupa'nın en önemli stadlarından birini
klube kazandıracak ve sebep sonuç ilişkisiyle önemli bir gelir kapısı açacak bir
yönetim kurulu ve futbol şubesi sorumluları ile gerek Anadolu kluplerinden
transferleri yapılan kaliteli genç oyuncular, talihsiz sakatlıklar yüzünden
kendisini tam olarak ispat edememiş ama kalitesinden emin olduğumuz, ısınmaya
bile çıktığında hem stadda hemde televizyon başındaki izleyicilere heyecan veren
patlamaya hazır isimler, altyapıdan çıkan, formanın yükünü bildikleri kadar, bu
formayı taşıyacak güce ve kabiliyete sahip olan genç yıldızlarımız...
Evet sözü nereye getireceğiz ? Elbette yine transfere. Takımın çok iyi olması
transferin biteceği anlamına gelmez. Mutlaka bir yerlerde bir eksik vardır,
yahut eksik olmasa da oturmuş bir kadronun üzerine hamleler yaparak en azından
bir nebze kendinizi yenilemez size bir şey kaybettirmez. Aksine çok şey
kazandırır.
1996-2000 Yılları arasındaki altın senelerde de başarıyı getiren strateji de bu
şekilde vuku bulmuştu. Üst üste kazanılan şampiyonluklara ve kupalara rağmen
takıma, o güzel kimyayı bozmadan belirli ölçülerde takviye yapılmış ve gelen
oyuncular takımın eksik yönlerini takviye etmekte veya kadro derinliği
yaratmakta kullanılmıştı. Bu şekilde her sene takımın yarıştığı tüm kulvarlarda
iddialı konuma gelmesi sağlanmıştı.
Mesela bir örnek. Capone. Gerek sağ bekte alternatif sağlamış, gerekse stoper
mevkinde alternatif olmuştu. Ayrıca çok kritik maçlarda rakip ceza sahasındaki
bitirici özelliğini de kullanarak hayati goller de atmıştı. Ve bu yazıda
bahsedeceğimiz bağlamda bir örnek. Marcio. Forvet mevkisinde görev yapan Marcio,
Hakan Şükür ve Arif Erdem'e iyi bir alternatif olmuştu. Her ikiside cuzzi
miktarlara alındı. Ama büyük kazançlar sağladı.
Başarının bir temeli de budur. Uygun koşullarda aldığınız oyunculardan hem
kendiniz fayda sağlayacak, eğer yaş ve kariyer itibariyle de uygunsa, belli bir
zamandan sonra satarak gelir elde edecek ve yeni futbolculara, taze kanlara
kaynak sağlayacaksınız. Örneğin bir ay önce tanıttığımız Reimond Manco'yu sezon
sonundan başlamak üzere PSV Eindhoven, yabancı basından aldığımız haberlere göre
1.5 Milyon Avro gibi cuzzi bir rakama kadrosuna katacak. Peki kimin yerine ?
Yine aynı şartlarda transfer ettikleri ve oynadığı sürece maksimum verim
aldıkları, iyi bir rakama Avrupa pazarına satacakları vatandaşı Farfan'ın yerine.
PSV gerçekten Peru pazarına hakim olduğunu gösteriyor. Yine aylar önce sitemizde
hakkında bilgi verdiğimiz Aboutreika ( Suikastçı ), attığı golle Mısır'a Afrika
Kupasını kazandırmakla kalmadı, kendisine de gerekli olan vizyonu yapmayı
başardı. Bugün Avrupa'da çoğu yerde onunla ilgili haberler okuyabilirsiniz. Yine
Cem Atan ve Veli Kavlak'ın Avustuya'nın Euro 2008'de yapacağı maçlarda daha da
parlaması olası. Zaten kulislerde Rapid Wien'in Hertha menajeri Hoeness'ten
gelen teklifi bu yüzden kabul etmediği ve futbolcudan daha fazla para kazanmak
istediği konuşuluyor.
Gelelim Mensur Kurtisi'ye. Yeni bir yapılanma dedik, takım iyi olsa da her zaman
döngüyü sağlamak için takviye gerekli dedik ve bunun için gerekli sebepleri
örneklerle anlattık, genç yaşta aldığınız futbolcudan hem maksimum seviyede
yararlanmak hemde ileride satışından gelecek para ile yeni kaynaklar yaratmak
dedik. İşte bu şekilde Kurtisi'ye getiriyoruz sözü. Özellikle Marcio örneğiyle
bağdaştırarak.
Kurtisi 1986 Makedonya doğumlu ve Avusturya İkinci Liginde ESV Parndorf
takımında forma giyen bir forvet oyuncusu. Kariyerine 2003 Yılında Rapid Wien
II. takımında başlayan Kurtisi o sezon sadece bir maçta forma şansı bulmuş.
Ancak 2004 sezonundan itibaren kendisini göstermeye başlamış. O sezon 29 maçta
16 gol atarken, 2005-2006 sezonunda 23 maçta 23 gol atarak liginde gol kralı
olmayı başarmış. Bu performansından sonra Avusturya Bundesliga'da oynayan Rapid
Wien takımı, ikinci takımlarından bu genç yeteneği kendi kadrolarına dahil
etmeyi düşünmüşler ancak Kurtisi daha genç olduğu için ve tecrübe kazanması
gerektiği içinde bu teklife pek sıcak bakmamış. Ve Kurtisi 2006 yılında ESV
Parndorf takımına geldi. O sezon 26 maçta 15 gol atarken 4'de asist yapan
Makedon futbolcu 2007 bu sene ise şimdiye kadar 17 maçta 9 gol attı ve iki asist
yaptı.
Madalyonun öbür yüzünde ise Balkan ülkelerinden Avusturya'ya göç eden insanlara
karşı bu ülkede bir önyargının olması. Bazı kaynaklara göre bu yargının
Kurtisi'nin Rapid'in üst takımına transferini engellediği konuşuluyor. Yıllar
önce Kurtisi ile beraber Emin Sulejmani ve kardeşi Benjamin Sulejmani Balkan
ülkelerinde ve özellikle Avrupa'nın göbeğindeki yürek sızlatan soykırım ve
savaştan kaçarak Avusturya'ya sığınmışlar. Türlü mücadelelerden sonra geldikleri
nokta ortada. Ağabey Emin Uefa Kupasında da geçmiş turda rakibimiz olan Austria
Wien'de oynarken, kardeşi Benjamin Hollanda'nın forvet yetiştirme makinesi
Heerenveen formasını giyiyor. Yaşı genç olan Benjamin'in ileride çok daha iyi
takımlarda forma giymesi bekleniyor. Hele hele Heerenveen gibi bir takımda
oynarken bu şansı kaçırması zor. Gelelim Kurtisi'ye bu futbolcunun
özelliklerinden bahsedelim biraz;
Fırsatçı... Bu tabiri kullandığımız anda genelde insanların aklına ceza sahasına
kamp kuran ve gelen topları değerlendirmeye çalışan forvet oyuncuları aklımıza
gelir. Bazen çok basitmiş gibi gözükür. Ama işin aslı öyle değildir. Öyle
kuvvetli bir gol sezinin olmalı ki ve takımı öyle iyi tanımalısınız ki, kimin ne
zaman nereye top atabileceğini hissetmeli, takım arkadaşlarınızında
kabiliyetlerine hakim olabilmeli ve onları yakından tanımalısınız. Ceza sahasına
çok hakim olmalı ve sizi marke eden defans oyuncularına karşı sürekli geri ileri
hareket ederek kurtulacak çözümler üretmeli ve bunları çok kısa sürede yapmak
zorundasınız.
Kurtisi'de böyle bir futbolcu. Hani golü koklar derler ya, o cinsten. 1.86'lık
boyuna rağmen yerden de çok etkili. Ceza sahasına dikine doğru çok pozitif ve
sonuç verecek ani girişler yapabiliyor. Bitiricilik yeteneği yüksek olduğu
içinde bu tür pozisyonlarda topu sert vurmak yerine, kaliteli forvetlerin
yapacağı türden vuruşlarla çok akıllı yerlere gönderiyor. Havadan da etkili olan
Kurtisi, ayrıca oyunun sıkıştığı anlarda, gerek oyunu açmak, gerek orta saha ile
forvet arası tıkanan pas alışverişini onarmak ve gerekse markajcılardan
kurtularak kendisine uygun pozisyonu almak için geriye doğru gelip hem orta
sahaya yardım ediyor, hemde gol yollarını açıyor.
Evet mali durumumuzun farkındayız ve çalışmalarımız hep bu yönde. Her ne kadar
yeni bir stad yapılıyor olsa da, ve yeni mali kaynaklar açılacak olsa da biz
yine de, en uygun ve en ekonomik çözümler sunmaya çalışacağız. Kurtisi'de
bunlardan biri. En azından stad projesi tamamlanana kadar daha ekonomik
futbolculara ağırlık vereceğiz. Ön libero için Torrado'da bunlardan biriydi. Ve
belki de Barusso'ya verilen kiralama parası ile bonservisi alınabilirdi.
Barusso'nun sezon sonunda bonservisinin alınması tabii ki çok daha olumlu bir
transfer olmasını sağlar.
Sezon sonu olası Hakan Şükür ve Ümit Karan ayrılığından sonra forvet bölgesinde
doğacak boşluklar olacak. Bir Türk forvetinde takıma katılması ya da Özgürcan'ın
takıma kazandırılmasının yanı sıra yine yabancı bir oyuncu ile de bu bölgenin
takviye edilmesini düşünüyoruz. Çok daha kaliteli ve daha isim yapmış bir
futbolcu ve forvet oyuncusunu bizde şüphesiz takımda görmek isteriz, ama doğal
olarakta böyle bir öneriyi de yapmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz.
Yazının başlığı cesur görülebilir. Ancak yetenekleri ve genç yaşlarına rağmen cesur futbolları ile göz dolduran bu iki yeteneğe biz ancak elmas diyebildik.
Düya Futbolu Avrupa’nın ön liberolarla kurulu hegomanyası altında bir seyir izlerken, teknikten çok güce, kuvvete dayalı bir hal aldı ve seyir zevki de gitgide düşmeye başladı.
Son dönemlerde, bir sırtını Atlantik Okyanusuna diğer sırtını ise İspanya’ya dayayan, 10 Milyon Nüfuslu Portekiz’den, Avrupa Futboluna açılan teknik kapasitesi yüksek oyuncuları...
Son yıllarda pek çok ulusal takımın başvurduğu neredeyse artık bir transfer modeline bürünmüş bir moda, başka ülkeden oyuncu devşirmek. Bunun en son örneklerinden biri Meksika ulusal...
Kewell rehabilitasyon çalışması yapıyor Galatasaray, Altay ile yapacağı Fortis Türkiye Kupası B Grubu 3. maçının hazırlıklarını sürdürürken, İstanbul'a dönen Harry Kewell'ın rehabilitasyon çalışmalarına, Metin Oktay Tesisleri'nde devam edildi..
Skibbe: "Transfer istemiyorum!" Galatasaray teknik direktörü Michael Skibbe, transfer istemediğini yinelerken, forma şansı bulamayan oyuncuları oynamaları için gönderebileceklerini söyledi..